Blog Arşivleri

Kaşıkçı Elması (86 Karat)

Türkiye, mücevher, tarih, Topkapı Sarayı gibi sözcükleri duyan yerli ya da yabancı herkesin aklına tek obje gelir:  Kaşıkçı Elması

Topkapı Müzesi Hazine Dairesi’ndeki döner platformunda, üzerine vuran ışığı olağan üstü parıltılarla çevresine yansıtan, damla kesimli tarihi elmas tam 86 karat…

Bu devasa elmasın çevresini ise iki sıra halinde 49 pırlanta süslüyor. 70X60 mm boyutlarıyla Osmanlı Hazinesinin en değerli ve önemli parçalarından biri olan Kaşıkçı Elması;  Türkiye’nin ve Türk mücevherciliğinin tanıtım ve reklâmı için bulunmaz bir sembol.

Dünyanın en tanınmış 100 elmasından biri olduğu söylenen ve kesilmiş elmaslar arasında, büyüklüğü daha yukarı sıralara tırmanan Kaşıkçı Elması, Türkiye Kuyumculuk Sektörü’nün gururu.

 

 

KAŞIKÇI ELMASI: TAHTA KAŞIKLARDAN CASANOVA VE NAPOLYON’A

Kaşıkçı Elması hakkında pek çok rivayet vardır. Bunlardan birine göre, 1669 yılı İstanbul’unda yoksul bir adam sur dibinde, Tekfur Sarayı yakınlarındaki Eğrikapı’da, bir çöp yığınında büyük parlak bir taş bulur. Hayatında elmas görmediği için cam zannedip cebine atar. Bir kaç gün sonra bir kaşıkçıda üç tahta kaşıkla takas eder. Biraz daha öngörülü olan kaşıkçı, taşı orta halli bir kuyumcuya on gümüş paraya satar.  Kuyumcu taşın çok değerli olabileceğini düşünerek, deneyimli bir meslektaşına danışır. Deneyimli kuyumcu taşın elmas olduğunu hemen anlar ve arkadaşından ”sus payı” ister. İki kuyumcu kavga ederler.  Dedikoduları duyan Kuyumcubaşı, kuyumculara birer kese altın verip elması satın alır, Olay zincirleme olarak önce Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa’nın sonra da bizzat Padişah 4. Mehmet’in (1648 – 1687) kulağına gider. Padişah elması hazinesine katmaya karar verir ve alır. Kaşıkçı Elması’nın çevresindeki iki sıra halindeki 49 pırlanta da onun zamanında yerleştirilir.

Bu kadar masalsı olmayan diğer öyküde ise elması, 1774 yılında Pikot adlı bir Fransız subayı Madras Mihracesi’nden satın alır ve Fransaya getirir. Taş Pikot’dan çalınır. Fransızların Pikot Elması adını verdiği bu taşın akıbeti bilinmiyor. Hırsızlıktan bir süre sonra Pikot’nun çalınan elmasıyla aynı büyüklükte bir elmas açık arttırmayla satışa çıkarılır. Arttırmayı çapkınlığıyla nam salmış Giacoma Girolama Casanova kazanır. Ancak o da satmak zorunda kalır ve elmas Napolyon’un annesi Letizia Ramolino’ya geçer. Napolyon Elbe adasına sürgüne gittiğinde 1815 yılında annesi elması onu kurtarmak için satışa çıkarır. Tepedelenli Ali Paşa’nın o sırada Fransa’da bulunan bir adamı 150 bin altın ödüyerek elması Paşa adına satın alır.  Sultan 2. Mahmut döneminde Paşa devlete karşı ayaklandığı için idam edilir ve tüm mallarına el konulur.  Böylece ”Kaşıkçı Elması” Osmanlı Hazinesi’ne girer. Hikayenin bu versiyonuna inananlar, ”Kaşıkçı Elması”na şekli kaşığa benzediği için o adın verildiğini savunur.

Mücevher Tarihi – 18.YY

1760 yılından itibaren yüzüklerin matlaşarak parmakta leke bırakmasını engellemk için alt kısımları altınla kaplanmaya başlandı. 18. yüzyıl ortalarından itibaren gamsız rokoko ruhu, yüzük tasarımınıda etkiledi. Renkli ve beyaz elmasların kabul görmesinin yanı sıra, taşlar, zarif tasarımlar üzeride giderek daha çok kullanılmaya başlandı. Beyaz veya renkli taşlarla bezenmiş , oklarla delinmiş, birleştiriliş ve taçlandırılımış veya sevgi düğümü ile bağlanmış pek çok kalp motifi vardı.

1770′ lerden itibaren bu gibi işaretler yerini damla ve gül kesimli elmaslar içine elmas harflerle düz,koyu mavi mineli yüzeyler üzerine yazılmış aşk ithaflarına- SOUVENIR (Hatıra) , AMITE (Dostluk) , AMOUR (Aşk) – bıraktı. ikiz yüzük ilkesinin bir uzantısıda her bir harfin ayrı bir halkaya bağlandığı ve birleştiklerinde bir tek yüzük oluşturdukları modeldi. Bu tür zarif, renkli, kadınsı mücevherler, dönemin seçkin, rafine beğenisinin en mükemmel ifadesiydi.

Sembolik aşk yüzüklerine, özellikle nişan ve nikâh yüzüklerine çok değer veriliyordu. Günümüzün ebedi elmas yüzüklerinin öncüsü olan ve değerli yüzüklerin önüne takmak için yapılan koruyucu yüzükler giderek yaygınlaştı. Kraliçe Charlotte, nikâh yüzüğünü korumak için parmağına bir elmas koruyucu takıyordu. Bu koruyucu yüzük halen Windsor Şatosu’ nda bulunmaktadır.

Yüzük konusunda duygusal olan yanlızca kadınlar değildi. Büyük sözlük uzmanı Dr. Samuel Johnson sözlüğünde yüzüğü şöyle tanımlıyor: ” Kısıtlamak ve bağlamak üzere kadınların parmaklarına ve domuzların burnuna takılan halka.” Bununla birlikte, sadık Dr. Johnson karısı öldükten sonra, onun nikâh yüzüğünü aşağıdaki ibarenin bulunduğu bir kutuda sakladı: ”Ah! Eliza Johnson, doğum 9 Temmuz 1736, ölüm 17 Mart 1752, Ah!”. Bu yüzyılda yazıtlı yüzük karakter değiştirdi. Yazıtlar çemberin içine gizlenmek yerine, dış yüzeye dekoratfi olarak işleniyor ve ciddi içerikten ziyade iyimser düşünceleri belirtiyordu. Miss Annabella Milbanke 1815 yılında Lord Byron ile fırtınalı bir evlilğe adım atarken ironik olarak yüzüğüne ” Sans peur” (korkusuz) (!) deyişini yazdırmıştı. Yazıt yüzüğün tılsımlı tarihi, Nikâh Yüzüğü Kanunu ile son buldu. Bu kanun, resmi ayar damgasını zorunlu kılarak yazıtlar için gereken boşluğu ortadan kaldırdı.

19. yüzyıla gelindiğinde kadın, mahcup ve kutsal bir varlık gibi saygı görürken, aynı zamanda kırılgan bir biblo konumuna getirilmişti. Mücevher ise, onların bu idealize edilmiş statü ile örtüşüyordu… sevimli, kadınsı, duygusal. Önceki yüzyıldan gelen aşk, kalp, taç, çiçek simgeleri kadınları yanlız bırakmadı. Hatıra yüzükleri de bu kuralı bozmadı. Portre yüzükleri eşsiz ayrıntılarla sevgilinin resmini taşıyordu. Madalyonlarda, broşlarda ve yüzüklerde sevgilinin veya çocukların itinayla muhafaza edilen saçları gizliydi.Ancak 19. yüzyılda mücevherat bu zarif ve dokunaklı hislerle birlikte statü simgesi olarak da önemli bir role sahipti. Sanayi Devrimi pek çoğu için büyük paralar getirdi. Başarılı iş adamı yeni edindiği zenginliğini, karısını mücevherlerle donatıp yanında dolaştırarak ilan ediyordu.

Elmasa talep giderek arttı. 1870 yılnda Afrika kıtasında elmas madenlerinin keşfedilmesiyle arz, talebi yakalamayı başardı. Statü simgesi olan elmas, bir anda daha geniş halk kesimleri tarafından alınabilir hale geldi. giderek daha çok sayıda genç çift, nikâh yüzüğü olarak tek taşlı veya birkaç küçük taşla bezenmiş elmas yüzükleri tercih etmeye başladı.Bu sırda yeni bir gelenek oluşmuştu. Artık geline, biri değerli taş oturtulmuş nişan yüzüğü, diğeri Viktorya zamanında narin bir halkadan ibaret olan nikâh yüzüğü olmak üzere iki yüzük takılıyordu. Zamanın alışveriş katalogları, bazıları 2 sterlin gibi düşük fiyata bile satın alınabilen değişik tasarımları gösterir. Bunlar arasında tek taşlılara, yarım halka olanlara, çift veya tek demetlilere, yelpaze gibi olanlara, ince kaplamalılara, markizlere, geçmeli olanlara veya ‘Toi et Moi’ (Sen ve Ben) gibi iki parçalı olanlara rastlanıyor. Pırlanta kesim en yaygın tercih. 17. yüzyılda Venedikli bir traşçı olan Peruzzi 58 fasetli traşlamanın mucidi olarak gösterildi; ama elmasın parıltısı ve gücü tam olarak ancak 19. yüzyılda açığa çıkarılabildi. Ortaya çıkarılan yeni elmas madenlerinin sayesinde ham elmasın çoğalması tasarımı da etkiledi. Vurgu montürden taşın bizzat kendisine kaydı. Kusursuz tek taş elmas, çok modaydı ve yenilikçi Tiffany montür, bunu her zamankinden daha kabul görür bir hale getirdi.

Mücevher Tarihi – 17 YY

1668 yılında, Samuel pepys, halasının, elmaslarla bezenmiş nikâh yüzüğüyle gurur duyduğunu yazıyordu. Geveze Samuel, şiirli yüzüklerin hâlâ kabul gören bir gelenek olduğunu belirtiyor ve kuzu rostosu pişerken, ailesinin Roger Pepys’ in nikah yüzüğüne kazınacak şiir üzerinde çalıştığını söylüyor. Bu şiirler üzerinde çok uğraşılırdı. Bazıları ağır dini amaçlarla Priten etkisinin katı ahlak anlayışını yansıtıyor: ”Tanrı’ ya dua et ki bizi Isaac ve Rebecca gibi çift yapsın”. Ama çoğu sevimli ve nükteliydi: ”Sana bu altın yüzüğü vereni sev, Çünkü o seni yaşlandığında da öpmek zorunda”.

” Seni samandan bir taçla taçlandıracağım ve seninle hasırdan yapılma bir yüzükle evleneceğim’ . Bir çift arasındaki birlikteliği kutlamak üzerine takılan hasır yüzükler daha çok uygunsuz ilişkilerde kullanılırdı. Elmas ne ölçüde devamlılığı simgeliyorsa, hasır yüzüğün kutsadığı birliktelik de o ölçüde geçiciydi. Oysa, zengin ve bilgili olanlar için 18. yüzyıl, samanyolu gibi pırıltılı nişan ve nikâh yüzüklerini de beraberinde getirdi.

Brezilya’ da elmas bulunması, arzı önemli ölçüde arttırdı; elmas mücevher kuyumcularının ana konusu haline geldi. Aynı zamanda, mumlu aydınlatmada gelişmeler sayesinde, gece kutlamaları arttı. Unutulmamalı ki, bu parıltılı taşlar, en iyi geceleri görülürler. Modaya uyan her kadın parmaklarında beyaz ve renkli elmaslarla süslü yüzükler görmek ister. Başka hiçbir taş elmasın etkilecici güzelliğine erişemez, dolayısıyla elmas, kadının toplum içinde gururla taşıdığı en gözde mücevherdir.

Parıltı tutkusunu karşılamak için kesim teknikleri yeniden geliştirildi ve gül kesimleri yuvarlak pırlanta kesimli elmaslar izledi. Montürler daha fazla elmas oturtacak şekilde yapılıyor ve elmasın beyaz parıltısını daha iyi gösterebilmek için elmaslar gümüşe mıhlanıyordu; böylece elde edilen beyazlık ve parlaklıklargöz alıyordu. Aynı şekilde, kırmız yakutu ve yeşil zümrütü öne çıkarmak için zeminde folya kullanılıyordu.

Mücevher Tarihi – 16. YY

Rönesans kuyumcu ve santkârlarının teknik becerileri, artık yeni bir tür nikâh yüzüğü geliştirmiştir, (Latince ikizler anlamına gelen ‘gemelli’ den türetilen) gimmel yüzükler. Gimmel veya ikiz yüzük, tabanındaki bir mil ile açılan iki veya bazen üç halkadan oluşur. Kapatıldığında çemberler o kadar mükemmel bir şekilde birleşirki, sadece tek bir yüzük olarak görülür. Evliliğe bir başka sembolikgönderme de halkanın içindeki şu alıntıyla yapılmaktadır: ”TANRI’ NIN BİRLEŞTİRDİĞİNİ  HİÇBİR KUL AYIRMASIN” Martin Luther 1525 yılında Catherine bora ile içi yazılı bir ikiz yüzük takarak evlendi.

Elmas yüzükler başka bir işlev içinde kullanılıyordu. Sevgililer, elmasın dayanıklılık özelliğini kullanarak pencere camı üzerine yazı yazıyor, birbirlerine msj iletiyorlardı. Pek çok aristokrat, bu şekilde flört etmekten hoşlanırdı. I. Elizabeth ile Sir Walter Raleigh de bir pencere camı üzerinde birbirlerine gizli mesajlar iletmişlerdi. Şöyle yazmıştı Sir Raleigh: ”Yükseklere çıkmak isterim, ama düşmekten korkuyorum”. Elizabeth’ in cevabı ise kesindi: ”Eğer kalbin yükselmeye dayanamayacaksa, hiç kanatlanma.” Elmas, 16. yüzyılda çok itibar görüyordu. Ancak, asıl güzelliği bir sonraki yüzyılda ortaya çıkarıldı.

1600 yıllarında gimmel (ikiz yüzük), bir başka romantik simge olan sadakatin kenetlenmiş elleri ile birleşti. İki halka, yüzük kapandığı zaman bir araya gelen ellerden oluşuyordu. Bu simgelere bir üçüncüsü daha eklendi: Kalp. Çok özel yüzüklerde mineli bir çift el, büyük bir elmas kalbi tutar.Diğer 17. yüzyıl yüzükleri, arzuyla tutuşan Aşk Tanrısı Eros’un oklarına hedef olmuş, sadakat ödülü olarak taçlandırılmış, tek bir elde tutulan veya bir çift el ile sarmalanan kalplerle süslüdür. Bu tasarımlar, gül ve tabla kesimli elmaslarla bezenirdi. isveçli gusavus Adolphus, sevgilisi Ebba Brahe’ ye  aşk yüzüğü olarak elmaslarla çevrilmiş bir yakut armağan etti.

Romantk simgelerin moda olduğu bu döneme tamamen karşıt olan Püritinler, kilise ritüeline tepki göstererek nikâh yüzüğünün yasaklanması için çalıştılar. Ancak başarılı olamadılar.Halkanın iç tarafında yazıt bulunan ve çiçek dallarıyla süslenmiş mineli buket yüzüklerin 17. yüzyıl düğünlerinde yaygın olarak kullanılmasına karşın, elmas nikâh yüzükleri yine de çok ilgi görmekteydi. Modenalı Mary ile II. James arasında 1673 yılında vekâlet ile gerçekleştirilen evlilikte , 15 yaşındaki gelin muhtemelen gül kesimli büyük bir elmas yüzük takılmıştı. Oğulları James Stuart, Polonyalı prenses Clementina  Sobieska ile italya’ da 1719 yılında evlendiği zaman, törende yine aynı yüzük kullanılmıştı.

17.Yüzyıl nikâh yüzükleri çoğu kez başparmağa takılır, ancak düğün töreninde dördüncü parmak kullanılırdı. Bu gelenek, yani yüzüğün dörüncü parmağa takılması Hristiyan düğün töreninde papazın ” Baba…Oğul…ve Kutsal Ruh adına” diyerek üç parmağa dokunması ve yüzüğü dördüncü parmağa takmasından kaynaklanmaktadır. Daha romantik bir inanışa göreyse dördüncü parmaktaki damar doğrudan aşkın yuvası olan kalbe gider.

Mücevher Reklamları

Bugün de biraz nostalji yapmak istedim. Mücevher sektörü ülkemizde ne kadar ilerlemiş bir kez daha şahit oldum.  Uçakta bir dergiyi karıştırırken bu reklamları buldum ve mücevher severlerle paylaşmak istedim.  Tam arşivlik… Bu reklamları internet ortamında başka bir yerde bulmanız mümkün değil sanırım :)

Şövalye yüzükleri o zaman modaymış. Çiçekli broşlar zaten 60 ve 70′erin gözdesi. Ayrıca Singer mağazası söylediğine göre  ‘en güç beğeneni bile memnun ediyormuş’ :)  Gür sokak hala var ancak Singer mağazası maziye karıştı.

Pırlantalı Bilezik

Saatlerin üzerinde kullanılan kübik zirkon için ‘Atomik’ kelimesini kullanmışlar. Atomize olmuş manasında kullanılıyor.

Saat Reklamı


Arlon Saatlerininin gayet zengin çeşitleri. Platin madenini Pilatin diye yazmışlar. Ayrıca kromdan yapılan saaatlerin zenne ve erkek çeşitleri de mevcutmuş. Fiatı soruyorsanız, fevkalade uygunmuş. Menfaat icabı saati görün diyor Arlon saatçilik. :)

Çünkü fiyat uygun, koleksiyon bol. Şimdiki toptan pırlantacıların söylemlerinden pek farkı yok aslında…

Mıhlama Yöntemleri

Mıhlama Yöntemleri :

  • Alaturka mıhlama
  • Alafranga mıhlama
  • Amerikan mıhlama
  • Kanal mıhlama
  • Güverse mıhlama
  • Sıvama mıhlama

1. ALATURKA MIHLAMA

Alaturka mıhlama elmas işlemi için yapılır. Yapılacak işlem için taşın genişliği kadar yuva açılır.Yuvaya foya denilen kurşun alaşımı levhadan çekilmiş folyo konulup üzerine elmas yerleştirilip etrafı  sıvama denilen işlemle kapatılır. Tesviye ve cila işlemi dışında mıhlama bitmiştir. Elmas altı düz, üstü fasetli bir taştır. Foya işleminde elmasın fasetli kısmı foya levhası üzerine bastırılır ve bu işlemde elmasın fasetleri foyanın üzerine şekillendirilmiş olur. Foya yuvaya yerleştirilince elmas, yüzüğün üstüne mıhlandığı zaman daha parlak görüntü sağlar. Faset pırlantada yüzey ismidir.Türklere has bir yöntemdir.

2. ALAFRANGA MIHLAMA

Alafranga tabir edilen yani modern mıhlama teknikleri yüzük, küpe, broş, vs. ziynet eşyası üzerine mıhlanırken taşın yuvasının altına açık olarak delik açılır. Taş yuvasına yerleştirilip, tekniğine göre tutturulur(agrafe işlemi).Belli başlı teknikler; amerikan mıhlama, kanal mıhlama, güverse mıhlama, sıvama mıhlamadır. Mıhlayıcı ustası  mıhlama sanatında kendi tekniğini geliştirebilir.

3.  AMERİKAN MIHLAMA

Taşın  montür zemininde herhangi bir  tutucu elaman (tırnak ve güverse) olmadan direkt zemine tutturulmasıdır.Taş metale gömülür.Taşın etrafındaki metal kalın bir band gibi görülür.Hiç bir tırnak gözükmez.Üstten bakıldığında özellikle küçük taşlarda çok düzgün ve temiz bir görünüm mevcuttur.Sıvama mıhlama yöntemini andırır.İkisinde de tırnak yoktur.Bu durum insanların aktif yaşamında rahatlık sağlar.En fazla yüzüklerde kullanılır, kubbe şeklinde taş ortaya konmuş gibidir.

Tutturma işlemi mazgala kalemi ile taşın çevresindeki metali çepeçevre kuşatılmış bir şekilde sıvanmasıyla mümkün olur. Uzmanlık isteyen bir yöntemdir. Taşı takıda tutan bir şey yokmuş gibi his verir.

Daha çok modern tasarımlarda tercih edilen bir yöntemdir. Ağırlıklı olarak round (yuvarlak) kesimli taşlar için uygulanır. Tasarım olarak zeminde görünmesi istenen  taş için uygulanır.Alyans,kravat iğnesi,kolye uçları vs.

Örnek olarak yüzük seçilmiştir,diğer takıların üzerine de uygulanabilir.

4. KANAL MIHLAMA

Bu mıhlama tekniğinde taş veya taşlar bir kanal içersine  konulur ve kanal bir duvar olarak taşı tutar.Bu mıhlama tekniğinde çok dikkatli ölçüm ve uyum gerektirir.

Taşın  şekline ve monte edildiği zemine bağlı olarak bazen basit bir  şekilde paralel kanallar(taş yuvası) açarak kaydırmak mümkündür.

Metalin eğilmemesi, kanalların aynı seviyede ve aynı şekilde olması, taşın üzerindeki baskının taşı ezmeden  tutması elbette çok önemlidir.

Bu yöntem uygun  freze ucu ile birbirine paralel iki yüzey arasına taşın yerleştirilmesi sistemine dayanır.

Kanal mıhlama baget,yuvarlak,(round),kare(kalibre),taşlara uygulanan taş yerleştirme biçimidir.

5. GÜVERSELİ MIHLAMA

Temeli küçük taşların çelik çapla kalem ile güverse (tırnak) çıkarılarak zemin üzerine yerleştirilip mıhlanmış taşların aralarının boşaltılmasına (ayıklama)  güverseli mıhlama tekniği denir.

Çok sayıda taşın birden fazla sıra oluşturularak güverseli mıhlanmasına   pave

mıhlama (öbek) yöntemi denilmektedir.

Güverse mıhlamacılığı, mıhlama yöntemleri arasında en zor olanlarındandır.Büyük bir dikkat,sabır,titiz çalışma ister.

6. SIVAMA MIHLAMA

Taşın  şekline ve ölçüsüne uygun hazırlanan bezel (taşın çevresindeki ince metal bir band) kutu hazırlanır.Taşı yerinde tutmak için kenarları üzerinde cepe çevre bastırılır.Muhtemelen bu tarz tüm dünyada taş oturtmada kullanılan en eski ve en geniş kullanımı olan tekniktir.

En kolay ve basit bir yöntemdir.Daha çok kapşon (cabochon) kesimli taşlara

uygulanır.Kapşon kesim; altı düz,üsttü bombeli taş şekillidir.

Dördüncü C, Cut/Kesim

Renk,berraklık ve karat…Her birini doğa belirler.Kesimi ise insan oğlu belirler.Aynı taşı iki kesim ustasından biri

J rengi,VS 1, 0,90 ct ; diğeri ise H rengi,VS2, 1,10 ct çıkarabilir.O halde kesimi değerlendirirken,kesim ustasının işçiliği ile değerlendiriyoruz.

Zamanında kesim ustalarının geleneksel yöntemleri yerini gelişmiş bilgisayar teknolojisine bırakmıştır.Özellikle hindistanda’ daki ucuz işçilik sayesinde büyük fabrikalar atelyelerin yerini almıştır.

Kesim değerlendirmesinde temel alınan külah taç açılarıdır.Işığın pırlanta içindeki yansımanın diğer bir deyişle seyahatinin optimuma ulaşması sağlanır.

Pırlanta kesimi ile ilgili olan kaynakların tümünde bu grafik karşımıza cıkar.Genelde anlatılan şudur:Külah derinleştikçe ışığın yönü değişir ve büyük kısmı kaybolur.Taşın içi karanlık görünür.Bu taşa ‘Ölü Taş’ denir.Külah açısı daraldıkça kemerin yansıması tabla içinde görülür.Bu taşa ‘Balık Gözü’ denir.

En başta belirtmemiz gereken şudur:Pırlanta  içindeki tüm ışık hareketlerine ışıltı denir.Işıltı,pırlantanın içindeki ışık oyunlarını kapsar.

Neden ışık oyunlarını pırlantada görebiliyoruz ? Çünkü pırlanta şeffaftır.İçinden ışık geçirir ve biz bunu görebiliriz.

Proportions

Ölçü oranları pırlantaların bölümlerinin hangi yüzdeyle hangi açıyla kesildiğini gösterir.

Kimi taşlarda yüksek ışıltı, düşük ateş bulunurken kimilerinde tam tersi söz konusudur. Kesim oranlarında birçok standart bulunmaktadır. Ancak bu standartlar göreceli olduğu için kesin bir yargıya varmak mümkün değildir.

Ölçü oranları daima yüzde ile gösterilir. Bu ölçüler pırlantanın kemer ölçüsüne göre olan oranlardır. Ölçülerde söz konusu olan;

  • Taç Yüksekliği – Crown Height
  • Tabla Genişliği- Table Width
  • Külah Derinliği- Pavllion Height
  • Kemer Kalınlığı- Girdle Size
  • Külah Ucu Boyu- Culet Size

Örneğin çapı 3.90mm olan bir taşın tablası 2.37mm ise tabla ölçüsü %61 olacaktır.

 

 

Kaynak :IDL Pırlantanın rehberi eğitim kitapçığı

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: